Özel şaraplar, güzel şaraplar…

Özel şaraplar, güzel şaraplar… Gusto Dergisi - Sayı 72 - Nisan 2007 - Mehmet Yalçın Biz Türklerin "tatlı şaraplar" kategorisinde ele alıp uzak durduğumuz özel şaraplar, şişelerinde tahmin bile edilemeyecek olağanüstü lezzetler gizliyorlar. Dünyanın en nadir ve değerli soylu şarabı, 3 derece alkollü ama ağda kıvamındaki Essencia, bunların başında geleni. Kadehle değil kaşıkla, o da ancak bir kaşık içiliyor... 24 Şubat Cumartesi akşamı, İstinye sırtlarındaki villada şarabımı yudumlarken, ev sahibem hafifçe koluma dokunarak beni salonun kuytu bir köşesine davet etti. Sakin köşede, davetin diğer sahibi, elleri hafifçe titreyerek, lâcivert bir kutudan pelür kâğıda sarılı bir küçük şişe çıkardı. Ve “Bu hediyemizi kabul buyurun lütfen'’ dedi. Ardından birlikte elimde şişenin de göründüğü bir dizi anı fotoğrafı çektirdik. Fotoğraflar, herhalde hayatımda en güler yüzlü gözüktüğüm fotoğraflardan olsa gerek... Macaristan’ın İstanbul Başkonsolosu Maria Szekelyne ile Macar Şarap Akademisi Başkanı Akozs Nemeth’in Macar şarapları tanıtım davetinin sonunda armağan ettikleri 1999 Royal Tokaji Essencia, dünyanın en nadir ve değerli [...]

Ermeni konyağı

Ermeni konyağı Gusto Dergisi - Sayı 70 -  Şubat 2007 - Mehmet Yalçın Ermenistan'ın "mücevheri" Ermeni konyağının lezzeti de, Ermenilerin kaderleri gibi buruk... Çok sevdiğim bu kekre brendiyi, dost canlısı Hrant Dink'le birlikte yudumlayabilmeyi çok isterdim... 1990 mıydı, 91 mi?.. Sovyetler Birliği parçalanıyor, “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri”, kopan bir tespihin taneleri gibi dağılıyordu. Dünyayı titretmiş Kızıl Ordu’nun kahramanlık madalyası Lenin nişanlarının Beyazıt bitpazarında gazoz fiyatına satıldığı hüzünlü günlerdi. Ermeni konyağıyla işte böyle bir ortamda tanıştım. Ermeni mi, Gürcü mü olduğunu ayırt edemediğim kavruk yüzlü sıska bir adamın Karaköy’deki yer tezgâhından aldığım şişe, beni içindeki sıvının maun rengiyle cezbetmişti. Bir şişe cep kanyağından daha ucuza aldığım koca şişedeki brendi, kadehime koyduğumda umduğumdan fazlasını verdi; pekmezimsi kıvamı, kekre çeşnisi ve ağızdan uzun süre silinmeyen lezzeti ile damak hafızama kazındı. Sonraki yıllarda da ne zaman bir Ermeni konyağıyla karşılaşsam, almadan geçmedim. Tadı, beni hiç hayal kırıklığına uğratmadı, kimi zaman Fransızların en iyi konyaklarından daha fazla haz verdi... [...]

Likörlere veda…

Likörlere veda... Gusto Dergisi - Sayı 64 - Ağustos 2006 - Mehmet Yalçın Farkında mısınız, likörler hayatımızdan giderek çıkıyor. Özellikle tek bir meyvenin çıplak tadına yaslanan likörler, hiç rağbet görmüyor. Meyvenin kendisi, tadı, aroması, dört mevsim her yerde zira... “Masumiyet çağı”nın içkileri, 21. yüzyılda tutunamıyor... Her şey, komodinin üzerinde duran o meş’um kahverengi şişeyle başladı. 1980’lerin ortalarıydı ve Özal’ın çikita muzu ile açtığı ithalat kapılarından önce Nescafé ve Marlboro, sonra da envai çeşit viski girmişti. Tabii ardından sıra diğer içkilere de gelmişti ve elimdeki bunlardan biriydi. Mantarını usulca çıkardım, kehribar renkli sıvıyı balon kadehe akıttım ve daha o an odanın içine yayılan kokulardan küçük çaplı bir şok yaşadım... Kadehimdeki sanki bir içki değil parfümdü ve daha kokusuyla sarhoş olmuştum. Kendimi bir narenciye bahçesinde gibi hissetmiştim. Portakal çiçeklerinin kışkırtıcı rayihasına, geriden geriye bir konyak mahzeninin kurutulmuş meyveler, tatlı baharatlar ve ahşap çağrışımlı kokuları da karışıyordu. Bir yakınımın evinde tattığım Grand Marnier, Fransa’nın dünyaya en büyük [...]

Kimliğimiz belirsiz!

Kimliğimiz belirsiz! Gusto Dergisi - Sayı 63 -  Temmuz 2006 - Mehmet Yalçın Muhteşem bir coğrafyada, muazzam bir tarih mirasının üzerinde, birbirinden zengin uygarlıkların mirasçısıyız. Ama şaraplarımızın ne isimlerinde, ne etiketlerinde, ne de şişelerinde bu kimliğimizden eser yok... Türk şarabı, artık kimliğini ortaya koymalı. Bugünlerde Antalya’da bir şeyler oluyor. Temelleri 35 yıl önce, o zamanlar küçücük bir sahil köyü olan Side’de atılan Barut oteller zincirinin en son ve en iddialı halkası olan Lara Resort & Spa’da, zincirin sahiplerinden Haydar ve Ahmet Barut’un öncülüğünde, her şey dahil kitle turizminde, hele de Antalya da pek rastlanmayan yenilikler yapılıyor. İstanbul’un en iddialı restoranlarını aratmayan şatobriyanlar, morel mantarlı dana madalyonları, bıldırcın ızgaralar fiyata dahil olarak servis ediliyor, yanlarında da bedelsiz verilen sofra şaraplarının yanında, çok küçük bir ek bedelle Türk ve dünya şaraplarının zengin çeşitleri sunuluyor. Tesisin içinde şık bir de gastronomi butiği var. Burada da sızma zeytinyağları başta olmak üzere Türk lezzet ürünleri ile yine Türk ve [...]

Markalara İhanet

Markalara İhanet Gusto Dergisi - Sayı 55 - Kasım 2005 - Mehmet Yalçın İçki şirketlerinin tepelerine tırmanan hırslı pazarlamacılar, asırlar boyu adım adım oluşmuş efsaneleri bir gecede yok ediyor, aristokrat bir içkiyi bir anda tepeden tırnağa değiştirip disko gençlerinin maskarası haline getirebiliyorlar. Birçok dünya mirası, barbarca katlediliyor... 1746 kışında, İskoçya’nın dağlarında kıran kırana bir savaş sürüyordu. Ülkesinin bağımsızlığı için savaşan İskoç milliyetçisi Prens Charles Edward, İngiliz askerlerine duman attırıyor, zafere adım adım yaklaşıyordu. Fakat İngiltere’den gönderilen takviye kuvvetler güç dengesini bozdu ve prens ağır bir yenilgiye uğradı. İngilizler, saklanan prensin başına 30 bin sterlin ödül koydular. Prens de gözlerden ırak Skye adasına, burada kendisine kucak açan Mackinnon ailesine sığındı ve kendini unutturana kadar onların yanında kaldı. Kılıcından başka hiçbir şeyi olmayan bu kahraman, ayrılık vakti geldiğinde minnettarlığının ifadesi olarak, küçük bir kâğıt parçası verdi Mackinnon’lara: “Bu benim kendime has likörümün reçetesi. Enfestir... Bunu yapıp satarsanız, ömür boyu para sıkıntısı çekmezsiniz...” Dediği gibi [...]

Mürefte’den üzüntülerle…

Mürefte’den üzüntülerle... Gusto Dergisi - Sayı 53 - Eylül 2005 - Mehmet Yalçın Bağbozumu gezilerinin ana durakları Tekirdağ'daki şarap bölgeleri Şarköy ve Mürefte, bakımsız ve süflî vaziyette. Buralılar, şarapsever konuklarını daha özenli ağırlamalı. Mürefte şarabıyla ilk tanışmam 80’lerin başında, Beyoğlu’ndaki Pano şaphanesinde olmuştu. Eski Pano, bugünkü gibi bir bistro değil, iyice düşmüş alkoliklerin haşlanmış patates ve yumurta eşliğinde “köpeköldüren” şarabı içtikleri berbat bir yerdi. Öğrenci harçlığımızla birer su bardağı beyaz Mutuk şarabını zorla içip, ters bakışlarıyla oranın bizim gibi tıfıllara uygun olmadığını hissettiren ayyaşların ortamından hemen kaçıvermiştik. Hamam suyu sıcaklığında gelen esmer renkli geçkin şarap hem midemizi ekşitmiş, hem de başımızı fena halde ağrıtmıştı. Mürefte’yle yıllar sonra Doluca sayesinde barıştım. 90’larda şarapta kalite çizgisine yönelen Doluca’nın dev tesisi Mürefte girişindeydi ve buraya yaptığım gezilerde daha iyi bir şarap üretmeye dönük çabaları adım adım gördüm, heyecan ve sempati duydum. Mürefte şarapçılığı ne yazık ki Doluca’yı izleyemedi. Bölgenin üzümleri vasattı, küçük üreticilerin bağ ve teknoloji [...]

Coca Cola’nın düşündürdüğü…

Coca Cola’nın düşündürdüğü... Gusto Dergisi - Sayı 51 -  Temmuz 2005 - Mehmet Yalçın Viskiciler çikolatacılarla, şampanyacılar modacılarla, konyakçılar parfümcülerle “paslaşıyor”, hatta birlikte çalışıyorlar. Türk şarapçıları ise ürünlerini bir peynirle, özel dizayn bir kadehle bile yanyana getiremiyorlar. Yazıya bir itirafla başlamak gerekirse, Amerika’nın ünlü kolası sevilmeyen pek çok yönünün simgesi haline bile gelmiş olsa, meyankökü şurubu ve portakal kabuğu yağı gibi önemli lezzetler içeren bu karamelli sıvıyı, “gastronomik yönü olan bir içecek” olarak beğendiğimi saklayamayacağım. Ancak herkes gibi değil, gazını iyice çıkarttıktan sonra bol buz ve bol limonla içerek... Bu içecek, bir içki dergisindeki köşe yazısına ilham vermesini ise, geçtiğimiz ay yapılan ilginç bir pazarlama etkinliğine borçlu. Coca-Cola ile Beymen’in işbirliği, sözünü ettiğim... Coca-Cola Light ile Beymen ortak bir çalışma yapmışlar ve Beymen tasarımcıları bu içeceğin şişesine kendi imzalarıyla özel bir desen çizmişler. Serinlik duygusunu gıdıklayan Lotus çiçeği şişenin üzerine resmedilmiş ve bu “sınırlı üretim” Cola’lar sadece 6 hafta için Beymen mağazalarında satışa sunulmuş... [...]

Güle güle büyük öncü…

Güle güle büyük öncü… Gusto Dergisi - Sayı 30 - Ekim 2003 - Mehmet Yalçın Tuğrul Şavkay’ı çok özleyeceğim. Bu çorak topraklarda çok az açan yaban çiçeklerinden biri olduğunu, onun gibilerinin kolay kolay gelmeyeceğini bilmek, içimi daha da yakıyor. Rüzgârın insanın tenini adeta yaladığı, limonata gibi bir sonbahar akşamı... Tuğrul Bey ve eşi Esen Hanım’la Milano’dayız. Öğlen tek başıma oturduğum Piazza d’Uomo’nun sokağa masa atmış bir kafesinde Şavkay’ları yürürken görünce “Sinyor Şavkay!” diye bağırmışım, Tuğrul Bey çocuksu bir sevinçle hemen masama yönelmiş. Adaçaylı ravyoli eşliğinde sohbete doyamamışız, akşam yine birlikte olmuşuz. Ve Barolo şaraplı lokanta faslından sonra sohbete hâlâ doyamadığımız için bu kez bir bardayız. Saat geceyarısını çoktan geçmiş, barda yıllardır kimsenin el sürmediği iyot kokulu ada viskisinin şişesini yarılamışız. Her yere “memleket”i yanında götüren, her yerde memleket konuşanlardan olduğumuz için, yine memlekete dalmışız. Nereden esmişse esmiş, Metin Üstündağ’ın Fazıl Hüsnü Dağlarca için yazdığı iki dizeciği okuyorum Tuğrul Bey’e: “Ne zaman Kadıköy’e yolum [...]

İçmesini bilen, yapmasını da bilir…

İçmesini bilen, yapmasını da bilir... Gusto Dergisi - Sayı 46 - Şubat 2005 - Mehmet Yalçın Bir Antepli yeni açılan baklavacının baklavasını beğenmezse, tabağı dükkânın ortasına atarmış. Ve o baklavacıya da dükkânı kapayıp işi bırakmak düşermiş... Türk şarapseveri de bir gün şaraptan bu denli anlar hale gelince, şaraplarımız çok daha güzel olacak... Gusto’nun okurları, dergiyi ellerine aldıklarında “sahnede” hep beni, Ahmet Örs’ü, Teoman Hünal’ı, Vefa Zat’ı, Muhtar Katırcıoğlu’nu ve imzası yayınlanan diğer yazar-çizerlerimizi görürler. Ama derginin ay boyu süren yoğun bir maratonun sonunda kotarılıp önlerine kadar gelebilmesinde, birçok sessiz kahramanın daha emeği, çabası vardır. 39. sayımızdan bu yana dergimizi basan A4 Matbaası’nın sahibi Alpaslan Baloğlu da, Gusto’nun bu gizli kahramanlarından. Derginin baskı kalitesindeki gözle görülür sıçramayı, kendisi de sıkı bir şarapsever, malt viski meraklısı ve damak tadı tutkunu olan bu sevgili dostumuza borçluyuz. Alpaslan Baloğlu, geçen gün bir sohbetimizde, müthiş bir anekdot anlattı. Baloğlu, yolu Gaziantep’e düştüğünde, şehrin önde gelen baklavacılarından birine sormuş: [...]

Hissettiğimi hissediyorum!

“Hissettiğimi hissediyorum!” Gusto Dergisi - Sayı 21 - Ocak 2003 - Mehmet Yalçın Bazı okurlar şarap tadımlarında “abarttığımızı”, bir şarapta onlarca koku ve tat bularak hayatı zorlaştırdığımızı ileri sürüyorlar. Hayır sevgili okur, asla abartı yok... Mesele nüansları algılayabilmekte. “Küçük dağ çileği turtası”. Yazının başlığı, ardından gelecek satırların lezzeti konusunda ipucu veriyor. Haylidir unuttuğumuz, nedense yerine “tart” gibi kaba bir kelimeyi tercih etmeye başladığımız “turta”nın naifliğiyle, küçük dağ çileğinin yabansı şirinliği, insanı tahrik etmeye yetiyor. Ve tıpkı turta gibi küçücük yazı: “İnce, ipince, sert ama kopasıya ince bir yufka dilimi üzerinde mor kırmızı, ‘bordo’, ufarak ‘konik’ çilekler. Üzerlerine belli belirsiz şeker pudrası serpiştirilmiş. Yaban çileği sosu döşenmiş etrafına. Tabaktan hafif, ağır kokusu geliyor önce. Hafif, ağır bir ekşimsilik bırakıyor damakta. Bittiğinde, burnumun iyice dibinde, soluğuma yerleşmiş kokuyu hissediyorum - hissettiğimi hissediyorum.” Verimli aydınlarımızdan Enis Batur’un “İki deniz arası siyah topraklar-Bordeaux seyahatnâmesi” kitabından aldığım bu küçük yazıcık ve sonundaki o nefis iki kelime, aslında iki [...]

Go to Top