Likörlere veda…
Gusto Dergisi – Sayı 64 – Ağustos 2006 – Mehmet Yalçın
Farkında mısınız, likörler hayatımızdan giderek çıkıyor. Özellikle tek bir meyvenin çıplak tadına yaslanan likörler, hiç rağbet görmüyor. Meyvenin kendisi, tadı, aroması, dört mevsim her yerde zira… “Masumiyet çağı”nın içkileri, 21. yüzyılda tutunamıyor…
Her şey, komodinin üzerinde duran o meş’um kahverengi şişeyle başladı. 1980’lerin ortalarıydı ve Özal’ın çikita muzu ile açtığı ithalat kapılarından önce Nescafé ve Marlboro, sonra da envai çeşit viski girmişti. Tabii ardından sıra diğer içkilere de gelmişti ve elimdeki bunlardan biriydi. Mantarını usulca çıkardım, kehribar renkli sıvıyı balon kadehe akıttım ve daha o an odanın içine yayılan kokulardan küçük çaplı bir şok yaşadım… Kadehimdeki sanki bir içki değil parfümdü ve daha kokusuyla sarhoş olmuştum. Kendimi bir narenciye bahçesinde gibi hissetmiştim. Portakal çiçeklerinin kışkırtıcı rayihasına, geriden geriye bir konyak mahzeninin kurutulmuş meyveler, tatlı baharatlar ve ahşap çağrışımlı kokuları da karışıyordu. Bir yakınımın evinde tattığım Grand Marnier, Fransa’nın dünyaya en büyük armağanlarından olduğunu düşündüğüm o konyaklı turunç likörü, önce burnumda, sonra da damağımda işte böyle izler bırakmıştı. O bir kadeh likörün ardından, dünya içkilerini daha yakından tanıma aşkı içime düştü.
20 yıl kadar önce tattığım bu lezzetin cazibesine kapılarak önce likörleri elden geçirdikten sonra, konyak, viski ve şarap duraklarına da uğradım. Ve kaliteli içkilere duyduğum bu tutku arttıkça arttı; mesleğim gazetecilikle de birleşerek Türkiye’nin ilk içki kültürü dergisindeki bu satırlarda bizi buluşturacak noktalara uzandı…
Bu girizgâhı, tıpkı eski bir sevgilinin ağır hasta olduğunu öğrenmeye benzer bir hüzün duyduğumdan, likörlerin hayatımızdan giderek uzaklaşmasından dolayı yazıyorum. Evet, likörlere yavaş yavaş, “Elveda!” diyoruz. Elbette Grand Marnier gibi asırlardır taklidi bile başarılamayan gizli formüllü özgün karışımlar istisna. Ama meyvenin çıplak tadını yansıtan likörler, giderek gündemden düşüyor. O yüzden, Tekel’i devralan özel sektör kuruluşunun likörlerin yarısının üretimine son verdikten sonra, kalan yarısına da son bir can suyu vermek amacıyla yayınladığı gazete reklamlarını, acı bir tebessümle izliyorum.
Likörler niye mi 21. yüzyıla eski sükseleri ve satış rakamlarıyla giremiyorlar? Birçok sebepten ötürü… Likörlerin altın çağları olan 1800’lerden 1980’lere kadar meyveler sadece mevsimlerinde, zor ve pahalıya bulunabilen ürünlerdi. Çilek için ilkbaharı, armut için sonbaharı, portakal için kışı beklemek zorundaydınız. Muz zaten yoktu! Likörler, meyvelerin yokluğunda onlara duyulan hasreti gideriyorlardı. Meyveyi saklamak zordu, ama onu alkole yatırıp özünü çıkardığınızda, yıl boyu o lezzet damaklarınızdaydı. Şimdi ise öyle mi? Seracılık sayesinde çilek her ay her yerde. Ahududunu yetiştirmek zor, ama dondurulmuş olarak o da 12 ay bulunabiliyor. Teknoloji ve ulaşımın gelişmesi, bir zamanlar erişilemeyen egzotik meyveleri de mahalle manavına kadar indirdi. Büyüyen aroma sanayi, dondurmadan gazoza her yere her meyvenin gerçeğini aratmayan aromasını verebiliyor, barmenler dahi kokteyl şurupları sayesinde kokteyllerde likör kullanmak zorunluluğundan kurtuluyorlar.
Tüm bunlar, bir meyvenin tadına yaslanan likörleri ilginç olmaktan çıkartıyor. Yaşamlarını başarıyla sürdürebilen likörler ise, -Baileys gibi- birden fazla lezzetin akılcı bir karışımıyla, “kendine özgü” tatlar yaratarak ayakta kalabiliyorlar. Baileys’de İrlanda viskisine krema ve çikolata eşlik ediyor meselâ…
Likörleri gözden düşüren bir diğer neden de, şekerli oluşları. Tüm dünya şekerden, fazla kaloriden kaçmaya bakıyor. Bu yüzden yeni çıkan likörler bile adeta utanırcasına, şişenin üzerine bu kelimeyi yazmıyorlar. Pekâlâ bir likör olan Archer’s’ın üzerinde “şeftali şnapsı” yazıyor bu yüzden. Yeni nesil likörlerin bir kısmı votka markasıyla pazarlanıyor. Smirnoff North ve Ursus Roter’de olduğu gibi…
Elveda sevgili likörler… “Yüksük” kadehlerden, birkaç yudumcuk içilen o “çıtı pıtı” içkiler…
Masumiyet çağının içkilerdeki sembolleri sizlerdiniz. 21. asırda, sizleri özleyeceğiz…

Siz de fikrinizi belirtin