Çiçek politikası!

Çiçek politikası! Gusto Dergisi - Sayı 97 - Mayıs 2009 - Mehmet Yalçın Dünyanın seçkin otellerinde sıra dışı çiçek düzenlemelerine imza atan “Sanat Yönetmenleri” görev alırken, otel ve restoranlarımızın “çiçek politikaları” olmaması büyük eksiklik. Gastronomi dünyamız İstanbul’u süsleyen muhteşem lâleleri fark etmiyor bile... Paris’te hava bir bahar günü için çok soğuk ve pusluydu. Bistroda yudumladığım dumanı üstündeki balık çorbasıyla iliklerime kadar ısınmış, tüm hücrelerimle gevşemiştim. İçimden “Keşke şu tadım da bu akşam değil de yarın olsaydı” diye geçiriyordum. Neyse ki iki saat sonra elimde kadeh masalar arasında dolaşırken yorgunluğumu unutup, şarapların güzelliğiyle diriliverdim. Onlarca şarabı aç karnına denedikten sonra ödül olarak geçtiğimiz yemek salonunda ise daha da canlandım, gördüklerim sayesinde coşkuyla doldum. Tadım, Paris'in en seçkin otellerinden Four Seasons George V’deydi. Stephen Derenoncourt’un danışmanlığıyla yapılan aralarında Kavaklıdere’lerin de olduğu onlarca genç şarabı denedikten sonra, otelin “Fransa'nın en iyisi” seçilmiş şefi Eric Briffard’ın lezzetlerini tatmak için balo salonuna geçtik. Ama salondaki bir [...]

Rakı dünyamız renklenmeli

Rakı dünyamız renklenmeli Gusto Dergisi - Sayı 90 - Ekim 2009 - Mehmet Yalçın Dünyanın tüm içkileri isim, etiket ve şişeleriyle sükse yaratma ve dikkat çekme derdindeyken, rakı dünyamıza bir tutukluk, korkaklık ve renksizlik hâkim. Yunanistan’da mini etekli kız etiketli “mini^” uzolar satılır, Kıbrıs'ta göbek rakıları aynı adla ve dansözlü etiketlerle kapışılırken, rakımızın dünyası aşırı ciddi ve ağırbaşlı... Yıl, 1962’ydi. Marsilyalı Paul Ricard beraberinde 1.200 hemşerisi olduğu halde Roma’ya bir “sefer” düzenleyip Papa XXIII. Jean’ı ziyarete gittiğinde, tarihin en büyük tanıtım eylemlerinden birini gerçekleştirdiğinin farkında değildi. Ama gizli reklam amacıyla yapılan bu çılgın ziyaret İtalya’da öyle büyük yankı uyandırdı ki, bu ülke yarım asır sonra bile Ricard içkisinin en büyük müşterilerinden biri... Bu sayıda Türkiye’ye ithali dolayısıyla tanıttığımız Ricard, bir anasonlu içki. Tıpkı rakımız gibi, Akdeniz yaşam biçiminin içene neşe veren bir unsuru. Uzo da öyle... Nitekim en çok satan uzolardan birinin adı “mini”; etiketini rüzgârda mini eteği açılmış bir genç kız süslüyor. Şişeyi [...]

Gastroseksüeller…

Gastroseksüeller... Gusto Dergisi - Sayı 89 - Eylül 2008 - Mehmet Yalçın 25-50 yaşlarında, beyaz yakalı, iyi eğitimli, mükemmel İngilizceli “western oriented” bir kitle... Yemek ve içmek, en büyük hobileri. Kurslara gidiyor, dünyayı damaklarıyla geziyor, kitaplar deviriyorlar. Kim mi onlar? Gastroseksüeller... Onları çok iyi tanıyorsunuz. Akşamları çok kişi iş çıkışı evine giderken, onlar yemek ya da şarap kurslarına yollanırlar. Pazar sabahları gazetelerde ilk okuduktan sayfalar, eklerdeki gastronomi yazılarıdır. Dergilerdeki restoran tanıtımlarını satır aralarına kadar takip ederler. İnterneti de bol kullanırlar, mail gruplarına üyedirler. En iyi suşi nerede yenir? Balzamik sirkenin sanayi ürünü ile artizanal olanı nasıl ayırt edilir? Organik portakal suyu hangi dükkânda bulunur? Onlara sorabilirsiniz ve çoğu kez aldığınız cevap da isabetlidir. Ofiste Pazartesi sabahları çoğu kişi hafta sonundaki maçın dedikodusunu ya da tatilde kaldıkları butik otelin manzarasını konuşurken, onlar birbirlerine Pazar kahvaltısında pişirdikleri frenk soğanlı omletin tarifini verirler. “Makarnanın haşlama suyuna bir tatlı kaşığı zeytinyağı koymalı mı, koymamalı mı?” en popüler tartışma [...]

Düşmanlık içkiye mi, hayal gücüne mi?

Düşmanlık içkiye mi, hayal gücüne mi? Gusto Dergisi - Sayı 83 -  Mart 2008 - Mehmet Yalçın Ressam Bedri Baykam, “Yaşasın alkol, aşk, sanat, erotizm, özgürlük!.. İçki savunulmadan özgürlükler savunulamaz” diyor. Gerçekten de içki pek çok özgürlüğün yol açıcısı. En çok da, hayaller kurmanın ve onların coşkusuyla eserler yaratmanın... Yakacık sırtlarındaki odun sobasıyla ısınan evin dar bir odası. Küçük bir masada köhne bir daktilo. Altınbaş rakısı şişesi içinde ılınmış, köpüğü gitmiş bira, bir tabak da pötibör bisküvi. Fonda da eski bir pikaptaki kara plaktan çalınan Vivaldi nin “Dört Mevsim” konçertosu... Attila ağabey, bisküvinin yarışını kırıp ağzına attıktan ve birasından da bir yudum aldıktan sonra, beyaz kaytan bıyıklarını sıvazlıyor ve masada duran kâğıt tomarını eline alıyor: “Romanı yarıladım!” Bundan tam 22 yıl önceki sahne, bugün bile gözümün önünde... Türkiye’nin görüp gördüğü en donanımlı aydınlardan biri olan baba dostum Attila Tokatlı’nın vefatından bir yıl önce, 1987’de çıkan romanı Devrimcinin Ölümü ile ilgili tek tanıtım yazısını [...]

Türk şarabı dünyaya açılmalı mı?

Türk şarabı dünyaya açılmalı mı? Gusto Dergisi - Sayı 86 - Haziran 2008 - Mehmet Yalçın Türk şarap üreticileri, ilk kez bir uluslararası fuarda ortaklaşa stand açtılar. Ama Gürcü şaraplarını andıran testi desenli ilkel bir logoyla ve "köklere dönüş" gibi içi boş bir sloganla... Türk şarabı dünyaya böyle tanıtılmamalı, "kutu" 5-10 yıl sonra, daha yüksek perdeden, daha iyi şaraplarla açılmalı... 20, 21 ve 22 Mayıs günü Londra’nın ExCel fuar merkezine giden şarap meraklıları ve profesyonelleri, Şarap ve Sert İçkiler Fuarı’nda o güne kadar pek rastlamadıkları bir standla karşılaştılar. Standın üzerinde, “Wines of Turkey-Discover the Roots” yazılıyordu. Türkiye’nin bir düzineye yakın şarap üreticisi, şarap alıcılarını “köklerine dönmeye” davet ediyorlardı. Büyülübağ, Corvus, Doluca, Gülor, Kalvi (?), Kavaklıdere, Kayra, Kocabağ, Pamukkale ve Sevilen gibi firmalar, patron ya da yönetici düzeyinde temsil ediliyorlardı. Yurt içinde neredeyse kanlı-bıçaklı bir rekabet içinde olan, bir otelin ya da restoranın ana şarap satışını ele geçirebilmek için ya da bir bağın üzümlerini diğer [...]

Viskiden çıkacak rakı dersleri

Viskiden çıkacak rakı dersleri Gusto Dergisi - Sayı 96 - Nisan 2009 - Mehmet Yalçın Her ne kadar aynı ligde sayılmasalar da, viski de, rakı da birer yüksek alkollü içki, ikisi de geleneksel, ikisi de asırlardır üretiliyor. Rakı birkaç sınırlı yenilikten sonra yerinde sayarken, viski ise değişen dünyada ‘eskimemek’ için esniyor, gençleşiyor, renkleniyor... Viski serüveninden rakıcıların alacağı hiç mi ders yok? “Bir Cumhuriyet okuru daha öldü. Ve Cumhuriyet’ten bir okur daha eksildi...” Gazeteciliğe yeni başladığım 1980’lerde şimdi pek şık bulmadığım böyle espriler yapardık. Fişek gibi genç gazeteciler yeni gazetelerde darbe ortamından henüz çıkmış ülkenin tozunu dumanına katar, dosya üstüne dosya açar, manşet üstüne manşet patlatır, yeni haber ve sunum teknikleri denerken, renklenen basın dünyasının tek siyah-beyaz gazetesine “dinozor” muamelesi yapardık. Hoş, bunda “Cumhuriyet haberleri bir gün geç verir ama doğru verir” gibi sloganlar uyduran gazetenin yöneticilerinin de payı yok değildi. Basınımızın yaşlı çınarına uzun ömürler dilerken, rakıya geçmek istiyorum. Rakımız da [...]

Bir centilmen olarak Atatürk

Bir centilmen olarak Atatürk Gusto Dergisi – Sayı 79 – Kasım 2007 – Mehmet Yalçın Ölümünün 69. yılında andığımız Atatürk, sadece büyük bir asker, devlet adamı ve politikacı değil, yaşama sanatı ustası zarif bir beyefendiydi de aynı zamanda... Ondan bir asır sonra yaşadıklarımıza bakınca, dünyanın bu en şık devrimcisini daha da özlüyoruz. “Küçük beyaz takkeli bu heybetli papaz, Monsenyör Roncalli idi.  Türkiye’de 14 yıldan fazla Papa'nın temsilcisi olarak bulunmuş, Beyoğlu’ndaki St. Antoine kilisesinde kalmıştı. Anlattığına göre, vaktiyle St. Antoine kilisesine Atatürk’ün gönderdiği bir ziyaretçi gelmiş. Roncalli birden heyecanlanmış... Güleç yüzlü, kibar tavırlı ziyaretçi saygılı bir baş selâmından sonra bir şey söylemeden, cebinden bir defter, bir de terzi mezurası çıkararak başlamış papazın ölçülerini alıp defterine yazmaya... Başının ölçüsüne kadar almış, sonra da geldiği gibi sessiz bir baş selâmıyla ayrılmış gitmiş. Üç-dört gün sonra aynı adam koca koca paketlerle gelmiş. Üç takım sivil elbise, palto ve bir pardesü ile bir fötr şapkayı bırakıp gitmiş. [...]

Türk’ün ateşle imtihanı

Türk’ün ateşle imtihanı Gusto Dergisi - Sayı 78 -  Ekim 2007 - Mehmet Yalçın Küresel ısınma Türkiye’yi daha da sıcak bir ülke haline getirirken, bağlarımız ısrarla sıcak bölgelere, alçak rakımlara kuruluyor. Oysa daha serinlere, yaylalara gidilmeli... 2004 yılının Nisan ayıydı. Bordo’nun Margaux bölgesindeki du Tertre şatosunun geniş salonu, dünyanın dört yanından gelmiş şarap gazetecileriyle doluydu. Büyük önolog profesör Denis Dubourdieu, tüm dünyanın merak ettiği 2003 rekoltesiyle ilgili bir konferans veriyordu. 2003 Bordo’da alışılmadık derecede sıcak geçmiş, bağlar adeta kavrulmuş, Eylül ayında bağbozumu 40 derece sıcak altında yapılmıştı. “Güneşli ve sıcak geçen yıllarda üzüm iyi olgunlaşır. Şarap daha iyi olur” klişesi uyarınca, daha şarapların mayalanması başlamadan gazete ve dergilerde “Bu senenin Bordo şarapları müthiş olacak. Sakın kaçırmayın” başlıkları atılmıştı. TV kameramanları da Bordo bağlarından çıkmaz olmuşlardı. Bir Amerikalı gazeteci, “Hocam” diye söz istedi, “Bir saattir Bordo’nun yarısında şarapların hiç de iyi olmadığını anlatınız. Hani 2003 asrın rekoltesiydi?” Bordolu önologların duayeni hafif iğneleyici bir edayla [...]

Serinlik yönetimi…

Serinlik yönetimi... Gusto Dergisi – Sayı 74 – Haziran 2007 – Mehmet Yalçın Dünyamızın giderek daha da ısındığı bir sır değil. Yaz aylarında cehennem sıcaklarıyla boğuşuyoruz artık. Ama bar, restoran ve otel dünyamız, müşterilerinin serinlik ihtiyacını yeterince fark etmiyor. Oysa serinliği "yöneten", konforlu sunan kazanacak... Sıcaklığın 45 dereceyi bulduğu, yüzde yüze ulaşan nemin de havayı iyice bunaltıcı hale getirdiği Vinexpo’dayım. Sanki birileri Hitler ordularının kullandığı alev makinelerini yeniden üretmiş de, bunlarla üzerime alev püskürtüyorlarmış gibi. Fuarın iyi serinletilmiş salonundan çıkıp dışarıdaki lüks çadırlara yerleşmiş Mondavi, Concha y Toro gibi firmalara ulaşmaya çalışmaktan pişman olmuş durumdayım. Derken, kenarlarından dumanlar çıkan yapay bir köprücük gözüme çarpıyor. Yaklaşınca, duman sandıklarımın püskürtülen serin su tanecikleri olduğunu fark ediyorum. Neredeyse bayılmak üzereyken soğuk su zerreciklerinin arasında geçirdiğim birkaç saniye, beni kendime getiriyor. Fuar boğuşmasına kaldığım yerden devam ediyorum. Bir başka delicesine sıcak yaz günü, yer bu kez Cenevre... Leman gölü kıyısındaki de la Paix oteli. Klimalı otobüsten inip [...]

Biraz nostalji, biraz fütüroloji…

Biraz nostalji, biraz fütüroloji... Gusto Dergisi - Sayı 73 -  Mayıs 2007 - Mehmet Yalçın Mayıs 2001'deki ilk sayımızdan bu yana, tam 6 yıl geçmiş. Altı yıl önce içki dünyamızın gündemi, bugün gülünç bulabileceğimiz şeylerle doluymuş. Peki acaba altı yıl sonrası nasıl olacak?.. “Piyasa ne idüğü belirsiz ucuz viskilerle dolu... Aman ha, adının ‘viski’ gözüktüğüne aldanmayın, içinde hiç malt bile olmayan 3 yıl 30 saniyelik bu ‘tapon’ içkilerle 5 yıl dinlenmiş, bol maltlı dünya markası viskileri aynı kefeye koymayın...” “Güney Fransa ve Avustralya’da baharlı şaraplar veren ünlü Şiraz üzümü, ülkemizde de yetiştirilmeye başlandı. Türkiye’nin ilk Şiraz şarabı, Pamukkale tarafından piyasaya sürüldü...” “Amerika’nın şarap kralı Robert Mondavi, Kaliforniya’da açılan Disneyland’ın içine dev bir şov şaraphanesi açtı: ‘Altın Asma’... Mondavi ayrıca yenilediği bir şaraphanesinde çelik tanklardan vazgeçip, yeniden meşe tanklara döndü..." “Gusto ekibi Türk yemekleriyle uyumlu Türk şaraplarını ortaya çıkarmak için yerli şaraplarımızla yemeklerimizi karşılaştırmalı olarak tattı. Türk yemeklerinin şarapla çok iyi uyum sağladığı görüldü..." Bu satırlar, [...]

Go to Top