gusto-dergisi-sayi-8Deliler aranıyor

Gusto Dergisi – Sayı 8 – Aralık 2001 – Mehmet Yalçın

Pastırmamızla onlarca varyasyon deneyecek, Hasandede üzümünü canlandırıp muhteşem bir beyaz şarabını yapacak, ayranlı kokteyller icad edecek “deliler” aranıyor…

8 Kasım günü Milano’nun en lüks oteli Principe de Savoie’nin konferans salonunu dolduran 500 kişi nefeslerini tutmuş, büyük sürprizi bekliyordu. Karartılmış salonda önce sahneye hafif bir ışık düştü. Ardından dramatik bir müzik başladı ve sahneyi birden bire sisler bastı… Dağılan dumanların içinden, ortaya doğru yavaş yavaş çelik bir kütle gelmeye başladı. Projektörler sahneyi tamamen aydınlattığında, sürprizin bir buzdolabı olduğu anlaşıldı…

Profesyonel mutfak ekipmanları dünyasının devlerinden Elextro- lux’ün benim de izleyicileri arasında bulunduğum son bombası, gerçekten sıradışıydı. “Siber buzdolabı” adı verilen bu bilgisayarlı alet sahibinin “Açıl” komutuyla açılıyor, sahibi yokken kendi kendine stok kontrolü yapıp azalan gıda maddelerini internete bağlanarak ısmarlıyor, son kullanım tarihi yaklaşan gıdaları ise paketlerini okuyarak sarı ışıkla, tarih dolunca da kırmızı ışıkla duyuruyordu. Kullanım tarihi olmayanları da, bakteriyolojik gelişmeyi algılayarak “Bu peynir bozuluyor” diye ihbar ediyordu!

Bu akıllı buzdolabı, yiyecek-içecek dünyasının emekçilerini rutin işlerden, kaba tabirle “hamallıktan” kurtaran teknoloji nimetlerinden yalnızca biri. Bilim adamları ve mühendisler “patates soyan aşçı” devrini çoktan kapattılar, “mouse kullanan aşçı” devrini açıyorlar…

Aşçılar, barmenler, restoran ve bar işletenler… Damak tadımıza yön veren bu kişiler, düne kadar hayal bile edilemeyen olanaklar içindeler. Üstelik malzeme sorunu da yok, hemen her yiyecek, her baharat, her önemli içki artık dünyanın her yerinde bulunuyor. Lezzet işçilerine yaratıcılık, özgünlük, farklılık onaya koymak için daha fazla zaman, daha fazla enerji kalıyor.

Lâfı hemen bize getireceğim. En ucuz turiste, en vasat hizmeti verdiğimiz turizmimizin sınıf atlamasını istiyoruz. Bunun yolu ise batının aydın, rafine zenginlerinin paralarını Türkiye’de harca-yabilmesinden geçiyor. Onlara tabii ki İstanbul’un bir butik otelinde, şömine karşısında yıllanmış iyi sene Porto’larıyla, Havana puroları sunabilmeliyiz. Maine ıstakozu da, trûf mantarı da yiyebilmeliler. Ama gerçekten Türkiye’nin kazanması için, bizden bir şeylerin pahalıya satılması, bunun için de geleneklerimize yaratıcı, yenilikçi, cesur yaklaşımlar gerekiyor. “Modern”, stilize edilmiş bir Türk mutfağı ve yanında bir şişesine 50, 100 dolar alınabilecek, yerli üzümlerden iddialı şaraplar mesela… Bunları yaratmak için ise biraz yaratıcılık, biraz cesaret, biraz da gözükaralık gerekiyor. Haydi lâfı biraz daha keskin söyleyelim: Delilik…

Yüzyıllardır sadece iki-üç çeşit pişirdiğimiz muhteşem pastırmamızla 20-30 değişik varyasyon deneyecek bir “deli” aşçı aranıyor. Ya da bir zamanlar enfes şaraplar yaptığımız Hasandede gibi bir beyaz üzümümüzün son kalan bağlarını canlandırıp, üst düzey bir şaraba işleyecek bir “deli” şarapçı… Ayranı votka ve baharatlar ile zenginleştirip, kokteyl dünyasına yeni bir pencere açacak bir “deli” barmen…

Deliler aranıyor!