Rakı dünyamız renklenmeli
Gusto Dergisi – Sayı 90 – Ekim 2009 – Mehmet Yalçın
Dünyanın tüm içkileri isim, etiket ve şişeleriyle sükse yaratma ve dikkat çekme derdindeyken, rakı dünyamıza bir tutukluk, korkaklık ve renksizlik hâkim. Yunanistan’da mini etekli kız etiketli “mini^” uzolar satılır, Kıbrıs’ta göbek rakıları aynı adla ve dansözlü etiketlerle kapışılırken, rakımızın dünyası aşırı ciddi ve ağırbaşlı…
Yıl, 1962’ydi. Marsilyalı Paul Ricard beraberinde 1.200 hemşerisi olduğu halde Roma’ya bir “sefer” düzenleyip Papa XXIII. Jean’ı ziyarete gittiğinde, tarihin en büyük tanıtım eylemlerinden birini gerçekleştirdiğinin farkında değildi. Ama gizli reklam amacıyla yapılan bu çılgın ziyaret İtalya’da öyle büyük yankı uyandırdı ki, bu ülke yarım asır sonra bile Ricard içkisinin en büyük müşterilerinden biri…
Bu sayıda Türkiye’ye ithali dolayısıyla tanıttığımız Ricard, bir anasonlu içki. Tıpkı rakımız gibi, Akdeniz yaşam biçiminin içene neşe veren bir unsuru. Uzo da öyle… Nitekim en çok satan uzolardan birinin adı “mini”; etiketini rüzgârda mini eteği açılmış bir genç kız süslüyor. Şişeyi her eline alan, en hafifinden kendini şirin kızın yanağından bir makas almış hissediyor.
Mini uzo, matrak ve eğlenceli uzolardan sadece biri. Yolunuz bir de Yunan havalimanlarına düşmeye görsün! Buralardaki gümrüksüz mağazalar, hediyelik uzo şişeleriyle dolu. Kimi tanrıça Afrodit heykeli biçiminde, kimi İyon sütunu formunda… Minik anforalar, antik testilerin replikaları, eski gözyaşı şişelerinin benzerleri de cabası… Bu içkiyi pek içmeyenler bile kuyruğa giriyor ve o dükkânlardan bir-iki şişe almadan asla geçmiyor.
Anasonlusu-anasonsuzu her içki, şişesi, ambalajı ve sunumuyla bir sükse yaratmanın, diğer içkilerin yanında dikkat çekmenin, kendini satmanın yarışındayken, bizim rakılarımız ise ne âlemde mi? Evet ambalaj ödülleri kazanan şişelerimiz var, evet Tekel zamanından daha iyiler ama yine de çok kuru ve bildik şişelerde, sürprizden ve neşeden yoksunlar… Sanki gizli bir yönetmelik rakıda her türlü şakayı, mizahı, uçukluğu ve renkliliği yasaklıyor. Oysa rakı başköşeye kurulduğu sofralardaki sohbetlere, gırgırlara bakarsanız, tam da bunun içkisi. Yunanistan’da aynen bizdeki “Babacım” anlamına gelen “Babadjim” uzosu var ama Türkiye’de mesela bir “abi rakısı” yok. Tıpkı bir “hemşerim” rakısı, bir “pehlivan” rakısı ya da bir “istavrit rakısı” olmadığı gibi…
Kıbrıslı soydaşlarımız bile bizden daha yaratıcılar ve halk arasında bir efsane olan göbek rakısını, üzerinde bir göbek dansözü figürüyle aynı adla şişelediler. Osmanlı rakıcıları “kız rakısı”, “ruh rakısı”, “Jale rakısı” gibi ilginç isimlerle onlarca rakı çıkarıyorlardı. Türkiye’de ise rakı üreticilerimizde bir korkaklık, bir çekingenlik, bir tutukluk egemen. Tekel’in üç çeşit rakısına on tane daha eklemeyi bir yenilik, bir marifet sayıyoruz. Neşesiz, muhabbetsiz, kahkahasız bir rakı dünyası yarattık, onun içine hapsolmuş milli içkimizin onlarca çeşit şarap ve renkli ithal içkiyle mücadele etmesini, hatta dünyaya açılmasını bekliyoruz.
Boşuna bekliyoruz…

Siz de fikrinizi belirtin