KAP/2

Coca Cola’nın düşündürdüğü…

Gusto Dergisi – Sayı 51 –  Temmuz 2005 – Mehmet Yalçın

Viskiciler çikolatacılarla, şampanyacılar modacılarla, konyakçılar parfümcülerle “paslaşıyor”, hatta birlikte çalışıyorlar. Türk şarapçıları ise ürünlerini bir peynirle, özel dizayn bir kadehle bile yanyana getiremiyorlar.

Yazıya bir itirafla başlamak gerekirse, Amerika’nın ünlü kolası sevilmeyen pek çok yönünün simgesi haline bile gelmiş olsa, meyankökü şurubu ve portakal kabuğu yağı gibi önemli lezzetler içeren bu karamelli sıvıyı, “gastronomik yönü olan bir içecek” olarak beğendiğimi saklayamayacağım. Ancak herkes gibi değil, gazını iyice çıkarttıktan sonra bol buz ve bol limonla içerek…

Bu içecek, bir içki dergisindeki köşe yazısına ilham vermesini ise, geçtiğimiz ay yapılan ilginç bir pazarlama etkinliğine borçlu. Coca-Cola ile Beymen’in işbirliği, sözünü ettiğim… Coca-Cola Light ile Beymen ortak bir çalışma yapmışlar ve Beymen tasarımcıları bu içeceğin şişesine kendi imzalarıyla özel bir desen çizmişler. Serinlik duygusunu gıdıklayan Lotus çiçeği şişenin üzerine resmedilmiş ve bu “sınırlı üretim” Cola’lar sadece 6 hafta için Beymen mağazalarında satışa sunulmuş… Bununla ilgili nefis fotoğraflar eşliğinde zengin bir dosya da, benim de aralarında olduğum bir dolu gazeteciye gönderilmiş…

Hayatımda gördüğüm en parlak pazarlama fikirlerinden biri olmadığı ve iki markayı da birbirine pek yakıştıramadığım halde, bu sevimli girişimden hoşlanmadım değil. Beğenip beğenmemek bir yana, iki markanın birlikte bir çalışmaya girmesi ve özgün bir ürün ortaya koyması bile, bence bir ilginçlik yaratıyor.

İçki dünyası da aslında böyle. Viskiciler ile çikolatacılar… Şampanyacılar ile modacılar… Konyakçılar ile parfümcüler… Şarapçılar ile peynirciler… Malt viskiciler ile purocular… Ürünleri birbirleriyle “sinerji” yaratabilecek herkes, birlikte hareket etmenin, markalarını parlatıp tüketiciyi heyecanlandırabilecek ortak etkinlikler yapmanın peşinde. Hatta bu ürünleri bir arada aynı çatı altında toplayan Louis Vuitton-Moet Hennessy gibi holdingler bile var.

Haydi Türkiye’de şarap dışındaki diğer içkilerin üreticileri yok diyelim, peki şarapçılarımız niye ürünlerini başka hiçbir ürün ve markayla yan yana getirmezler? Toplum onları peynirle birlikte hatırlarken örneğin, niye hiçbir şarabımızın tadına uygun bir ünlü peynirle ortak bir paketi, bir özel ambalajı yoktur? Yurtdışına hediyelik götürülen ya da ülkemize gelen turistlerin kapıştığı lokumlarımızın, badem ezmelerimizin, kayısı kurularımızın hiçbiri de mi şaraba yakışmaz? Nerede içinde bir şişe Safir ile bir kutu çok özel çerez bulunan armağan kutuları? Nerede Trakya çiftliğinin keçi peyniriyle bir şişe Çankaya? Geçtik bunları, nerede Vakko’da bir “Karma” vitrini, nerede havalimanında bir Sarafin standı? Nerede şeflerle Türk şarabının yemekle uyumunu araştıran şarapçılarımız?

Yerli şaraplarımızı üretenler, ÖTV’den feryad ediyor, kâr marjlarının düştüğünden yakınıyor, “Ucuz İtalyan ve Fransız şaraplarına pazarı kaptıracağız” diye korkuyorlar. Çare, belli: bir yandan kaliteyi yükseltmek, bir yandan da dünyadaki ünlü markaların izinden giderek, şarabı biraz da pazarlamaya çalışmak.

Yoksa? Yoksa gelecek pek parlak değil…