gusto-dergisi-sayi-112Şaraplarımız ucuzlayabilir

 Gusto Dergisi – Sayı 112 – Ekim 2010 – Mehmet Yalçın

Şarap üreticilerimiz güçlerini birleştirerek fıçı kullanımını uzatacak atölyeler, üzüm posalarından alkol yapacakları damıtımevleri hatta ortak dağıtım şirketleri kursalar maliyetler düşecek, şaraplar daha ucuz olabilecek…

80 yaşına geldiği halde heybetli duruşu ve gür sesiyle çok daha genç gösteren adam, eline bir makara iplik aldı ve ipliğin ucundan tutarak makarayı saldı. İp bitince, ortasındaki tahta makara ipin ucunda sallanıvermişti. Bu şovun ardından, “İşte bu ekonomik verimsizliğin idamıdır!” diye kükredi. “5 metre ip için ondan daha kıymetli bir malzeme olan ahşaptan bir makara yapıp sonra da onu çöpe atıyoruz…”

20 yıl önce toy bir muhabirken kendisiyle röportaj yaptığım yaşlı iktisatçı, ipliklerin ucuz kartonlara sarıldığı bugünleri göremedi. Bu görüşmeyi yıllar sonra bana hatırlatan ise, tıpkı o örnekteki gibi bir “ekonomik akıl yoksunluğu”nu bizzat yaşamam oldu.

Türk şarap dünyasından iki düzine isim, 22 Eylül günü İzmir’in şirin ilçelerinden Seferihisar’daydık. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü’nün düzenlediği “Teos Bağ ve Şarap Çalıştayı” için toplanmıştık. Bakanlıktan bir yetkili, konferans salonunun önündeki terasta dikine duran şarap fıçılarını incelediğimi görünce gülümsedi ve “Bunları otelin ardiyesinde bulduk. Sildirip üzerlerine örtü örtecek, akşamki şarap kokteylinde masa gibi kullanacağız” dedi. Ve bana da ertesi gün yapacağım konuşmanın konusunu armağan etmiş oldu.

Bir taşra otelinde karşıma çıkan fıçılar, Fransa’nın en saygın fıçı yapımcılarından Radoux’nundu. Üzerlerindeki damgaya bakılırsa 2005 yılında üretilmişler, yerli bir üreticimiz tarafından biraz kullanıldıktan sonra dekor unsuru olarak otele verilmişlerdi. Tanesi 500 avroyu bulan bu ithal ürünler, 3-4 yıl içinde ıskartaya çıkarılmışlar ve kaderlerine terk edilmişlerdi. Oysa bakın Fransa’da bu fıçının serüveni nasıl oluyordu: İlk üç yılında, en fazla iki kere olmak üzere kaliteli bir şato şarabını olgunlaştırıyordu. Ardından içi şarap taşı ve tortu bağladığından, Güney Fransa’daki bir bağ kooperatifine ikinci el olarak satılıyor, orada tahtaları açılıp içleri rendelenerek orta kırat şaraplara birkaç yıl daha hizmet veriyordu. Fıçının ömrü bununla da bitmiyor, güçten düştüğünde bu kez brendi üreticilerine satılıp orada sert alkol dinlendirme görevine tayin ediliyordu. Bu şekilde geçen bir 15-20 yılın sonunda bu kez fıçıyı mobilyacılar alıyor, sandalye, sehpa ya da başka bir objeye dönüştürülüyordu. Kısacası, asırlık meşe ağaçlarından yapılan bu kıymetli şarap gerecinin yirmi seneden önce ekonomiden çıkmasına asla izin verilmiyordu.

Çalıştaydaki konuşmamda bun örneği verip “Niye birkaç üreticimiz bir araya gelip fıçıları yeniden çevrime sokmak üzere bir fıçı atölyesi kurmaz?” diye sordum. Fransa’da, İtalya’da üzüm posalarının ve şarap tortularının damıtıldığını, Fransızların bunlardan marc, İtalyanların da grappa yaptıklarını anlattım. Ünlü Porto şarabının içine katılan alkolün, Bordo’nun üzüm artıklarından damıtıldığını söyledim. “Türkiye’de niye üreticilerimiz bir araya gelerek bir damıtımevi kurmaz, şarap artıklarını alkole dönüştürüp rakı firmalarına satmazlar?” sorusunu ortaya attım.

Tahmin edileceği gibi, cevaplar boşluğa bakma şeklinde oldu, hiçbir üreticimiz bu yatırım savurganlığını itiraf etmedi…

Şarap firmalarımız bağ dikimleri, fidan ve fıçı ithalatı, yüksek vergiler, yabancı danışmanlar gibi kalemlere trilyonlar harcıyor, batının asırlar içinde yaptığı şarap reformlarını birkaç yıla sıkıştırmaya çalışıyorlar. Haliyle bunların maliyeti de fiyatlara yansıyor. Türk şarabını ana yurdunda pahalı kılıyor, ithal şaraplar karşısında rekabet gücünü azaltıyor, ihracatın da önünü tıkıyor. Fiyatları biraz daha düşürüp şarabı daha geniş kitlelere sevdirebilmek, tattırabilmek ise maliyetleri azaltmaktan, şarapta verimliliği, tasarrufu konuşmaktan geçiyor. Her şey bir yana, otellerde dekor olan asırlık meşelerden fıçıların tahtaları sızlıyor!